GÖLYANI YAYLASI

 

Denize paralel uzanan Doğu Karadeniz Dağları, bölgedeki iklimi ve hayatı ikiye ayırır. Kışın sahil yerleşimlerinde bacalar tüter, yazlarıysa yüzyıllardır süren gelenek izlenerek sisin egemenliğindeki serin yaylalara çıkılır. Yeşilin yerini sonbaharın grisinin almaya başladığı aylarda ise tekrar şehirlerin yolu tutulur. Karadeniz insanı için yayla, insanın doğaya dönerek kendini yeniden keşfetmesinin bir aracıdır.

Giresun’un Yağlıdere ilçe merkezine 51 kilometre uzaklıkta Gölyanı Yaylası. Yayla, otantik evleri, ladin ağaçlarından oluşan orman örtüsü ve küçük gölüyle büyüleyici bir tabiat alanı. Bulutların ve güneşin gökyüzünde birbirleriyle oyunlar oynadığı sıcak yaz günlerinde, yeşilin türlü tonlarını kuşanıyor bu güzel yayla.

Son yıllarda sıkı bir yapılaşma yasağının getirildiği Gölyanı, doğal zenginliklerinin gelecek nesillere ulaşabilmesini sağlamak amacıyla tabiatı koruma alanı ilan edilmiş geçtiğimiz yıllarda.

YAĞLIDERA, GİRESUN, GÖLYANI YAYLASI / GİRESUN KÜLTÜR MÜDÜRLÜĞÜ ARŞİVİ – Kaynak : Atlas Dergisi

Yağlıdere ilçesinin Yeşilpınar köyü sınırları içinde kalan bu yeşil örtü, doğal güzelliğinin yanı sıra özgün mimari dokusuyla da dikkat çekiyor. Ahşap evlerin çatıları Trabzon ve Giresun illerinin geleneksel “hartama” tekniğiyle yapılmış. Ayder gibi yapılaşma, gürültü ve kalabalığın kirletmediği bir yayla düşleyen Gölyanı sakinleri, sahip oldukları değerleri koruyarak ekoturizmin gözde mekânlarından biri olmayı hedefliyorlar. Yaylada çevre düzenlemelerinin yapılması ve altyapı eksiklerinin giderilmesi amacıyla geçtiğimiz yıllarda AB hibe fonlarına başvuru yapılmış yetkililer tarafından.

Karadeniz kıyısındaki Espiye’den başlayan 66 kilometrelik Yağlıdere Vadisi, doğal ve tarihi güzelliklerle bezenmiş bir yolun ardından Gölyanı Yaylası’na ulaşıyor. Andoz Kalesi, çok sayıda tarihi kemer köprü, Çağlayan Şelalesi, Gebe Kilisesi ve Sarı Halife Türbesi yol üzerinde yer alan ve kaçırılmaması gereken ayrıntılar arasında.

DİREKLİ MAĞARA

Gümüş renkli iki nehrin kıvrıla kıvrıla aktığı Kahramanmaraş ovası, Hattuşa-Mezopotamya ticaret hattı üzerinde bulunması nedeniyle yüzyıllar boyunca önemli bir yerleşim alanı oldu. Bunun en güzel kanıtlarından biri, Kahramanmaraş-Kayseri karayolunun 40. kilometresindeki, Kahramanmaraş merkez ilçeye bağlı Döngel köyü sınırları içerisinde kalan Direkli Mağara. 1959 yılında yapılan kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılan mağarada bilim adamlarınca yapılan incelemeler, buradaki ilk yerleşimin Yontma Taş devrine kadar uzandığını gösteriyor.

Kahramanmaraş il merkezine 45 kilometre uzaklıktaki mağara, üst üste üç kademeden oluşuyor. Karstik bir arazide bulunan bu doğal oluşum, içindeki dikitlerden dolayı yöre halkınca “Direkli” adıyla anılıyor. Deniz seviyesinden 1130 metre yükseklikteki mağarada yapılan kazı ve araştırmalarda, insanın kullandığı delici ve kazıyıcı aletlerin yanı sıra bazı hayvanlara ait diş ve iskelet kalıntıları da ortaya çıkarıldı.

KAHRAMANMARAŞ, DİREKLİ MAĞARALARI , FOTOĞRAF: ERDAL YAZICI

Buluntular ışığında, insanın doğayla ilişkisindeki önemli evrelerden birinin Direkli Mağara yerleşiminde gerçekleştiği anlaşıldı. Mağaranın diğer bir özelliği de, Döngel Çayı’nın çıkış noktası olması. Yaşamın sürekliliğini sağlayan suya yakın olmak isteyen insanoğlu, doğal olarak mağarayı yerleşim yerine dönüştürmüş binlerce yıl öncesinde. Mağaradan çıkan çay derin bir gölcük yapıyor yeryüzüne kavuştuğu noktada. Özellikle sıcak yaz aylarında bu gölette yüzmek mümkün. Kuzeyinde yer alan dağlar mağarayı soğuktan koruyan bir kalkan vazifesi görüyor.

Türkiye’nin önemli ırmaklarından biri sayılan Ceyhan’ın doğum yeri olan Kahramanmaraş, sadece dövme dondurması ile değil, insanlık için çok önemli bir mihenk taşı olan Direkli (Döngel) Mağarası’yla da ünlü artık. Mağaranın hemen yakınlarında Gençlik Spor İl Müdürlüğü’ne ait bir izcilik kampı ve piknik alanları bulunuyor.

CENEVİZ VE SAZAK KOYLARI

Musa dağının eteklerinde, dik bir yamacın altına arka arkaya sıralanmış, doğanın özenle biçimlendirdiği Ceneviz ve Sazak koyları yer alır. Küçük bir yarımadanın kuzeydoğuya bakan yakasındaki Ceneviz Koyu ve güneybatı tarafındaki minik Yalancı Koy ve onun karşısında yer alan Sazak Koyu muhteşem bir üçlü oluştururlar. Hem Çıralı hem de Adrasan’dan bir saatlik tekne yolculuğuyla ulaşılabilen Ceneviz ve Sazak koylarını tepelerden seyretmek doyumsuz bir keyif yaşatır insana.

Açık denize bakan Ceneviz Koyu, yamacındaki kale kalıntısından dolayı bazen Porto Ceneviz olarak anılıyor gemiciler tarafından. Yalancı Koy ile ayrıldıkları sırtta konumlanan savunma kalesinin antik Olympos şehrine ait olabileceği düşünülüyor. Sazak Koyu’nun doğal ve korunaklı konumu, bölgenin geçmiş zamanlardan beri bir liman olarak kullanıldığının kanıtı. Durgun sularında yatları dinlendiren Sazak Koyu, mavi yolculuk kaptanları arasında “Balayı Koyu” olarak da biliniyor. Ceneviz ve Sazak sahilleri, soyu tükenmekte olduğu için Dünya Doğayı Koruma Vakfı tarafından koruma altına alınan Akdeniz fokunun da yaşam alanı aynı zamanda.

KUMLUCA, ANTALYA, CENEVİZ KOYU , FOTOĞRAF: FATİH ÖZENBAŞ – KAYNAK: ATLAS DERGİSİ
Antalya-Kumluca karayolundaki Çavuşköy sapağından 9 kilometre uzaklıktaki Adrasan Koyu, araçla Sazak’a gitmek isteyenlerin hareket noktası. Altı yüksek araçların orman içi yoldan yarım saatte ulaştıkları bu rota, Adrasan’daki Sarıkavak Köprüsü’nden başlıyor. Çamlar arasındaki minik koylardan geçen güzergâh aynı zamanda iki saatlik güzel bir yürüyüş yolu. Kapıarası mevkiindeki Kocanın Pınarı çeşmesinden tüm Adrasan Koyu, Gemleyik Koyu ve Akdeniz manzarası izlenebilir. Caretta kaplumbağalarının üreme bölgesi olan Çıralı sahilindeki Olympos kalıntıları mutlaka görülmeli. Ceneviz ve Sazak koylarında konaklama olanağı bulunmadığı için Adrasan ya da Çıralı’daki pansiyon ve otelleri tercih edebilirsiniz.

CENNET VE CEHENNEM MAĞARALARI

Mersin’in Silifke ilçe merkezine 21 kilometre mesafedeki Narlıkuyu yakınlarında yer alıyor, doğal bir çöküntünün yarattığı Cennet ve Cehennem mağaraları. Narlıkuyu’ya iki kilometre uzaklıktaki bu derin obruklar, bir yeraltı deresinin yol açtığı erozyonla tavanın çökmesiyle meydana gelmişler.

Yetmiş metre derinliğindeki Cennet çukuru, antik dönemden beri yaşam alanı olarak kullanılıyor ve merdivenle içine kadar inebilmek mümkün. Bir kısmı onarılan 452 basamağın sonunda, büyük bir mağara ve küçük bir kilise yer alıyor. Oldukça soğuk mağaranın içindeki akarsu, yeraltından Narlıkuyu’ya ulaşarak denize kavuşuyor. İçi fresklerle kaplı kilisenin giriş kapısının üzerindeki kitabe, yapının 5. Paulus tarafından Meryem Ana’ya adandığını belirtiyor. Cennet çöküğünün kuzeyinde bulunan Cehennem Mağarası’nın etrafı, dik duvarları nedeniyle parmaklıklarla çevrelenmiş ve içine inmek imkânsız. Mitolojiye göre Tanrılar Tanrısı Zeus, alev kusan yüz başlı ejderha Typhon’u yenip Etna Yanardağı’nın altına sonsuza dek gizlemeden önce Cehennem Mağarası’nda hapsetmiş. 128 metre derinliğindeki obruğun sanki söylenceyle örtüşür gibi ürkütücü bir görüntüsü var.

SİLİFKE, MERSİN, CENNET MAĞARASI , FOTOĞRAF: İRFAN UNUTMAZ – KAYNAK: ATLAS DERGİSİ

Obrukların güneybatısında, astımlılara iyi geldiği ne inanılan ve ziyaretçilerin içinde dilek tuttuğu Astım Dilek Mağarası bulunuyor. Dev sarkıtlarla süslü galerileri ışıklandırılmış mağaranın nem oranı nefes almayı güçleştirecek kadar yüksek. Denizin içindeki masalara servis yapan balıkçı lokantalarıyla ünlü Narlıkuyu, Akdeniz kıyısında şirin bir yerleşim. Cennet Mağarası’ndan gelen yeraltı nehrinin kaynağına kurulan belde, eski bir hamamın tabanında yer alan “Üç Güzeller Mozaiği” ile ünlü. Zeus’un kızları Aglaia, Euphrosyne ve Thalia’yı çıplak dans ederken betimleyen mozaik, Narlıkuyu Müzesi’nde sergileniyor.

GÖKGEMİLE KOYU

Fethiye Körfezi’nin batı ucunu oluşturan, Muğla’nın Dalaman ilçesi sınırlarındaki Kapıdağ Yarımadası, girintili çıkıntılı kıyılarıyla nefis koylar barındırır gizli köşelerinde. Göcek veya Fethiye’den çıkan günübirlik tekne turlarının mekânı olan bu koylar, yaz sezonu boyunca tatilcileri ağırlar. Yarımadanın batı yakasında kalan ve tur teknelerinin pek uğramadığı sakin bir koy Gökgemile. Hamam (Manastır) Koyu’ndan yirmi dakikalık bir yürüyüşle varılan Gökgemile Koyu, ıssızlığın ortasında ağaçlarla kaplı iki yeşil burnun arasında Akdeniz’e doğru uzanıyor.

Kapıdağ Yarımadası’nın kıstağında yer alan bu narin koy, yalnızlığını sadece balıkçı tekneleriyle paylaşıyor. Sabahın erken saatlerinde pancar motorlarının ritmik sesleriyle güne başlayan beyaz kumsal, güneşin gökyüzünü önce kırmızıya sonra mora dönüştürmesini seyrediyor her akşam. Arymaxa antik yerleşiminin sur duvarlarının bulunduğu kıstağın üzerinden aynı anda hem Gökgemile hem de Hamam Koyu seyredilebiliyor. Suların içindeki hamam kalıntısıyla aynı zamanda tarihi bir mekân olan Hamam Koyu’nda bir de restoran bulunuyor.

DALAMAN, MUĞLA, GÖKGEMİLE KOYU , FOTOĞRAF: ERSİN DEMİREL – KAYNAK: ATLAS DERGİSİ

Arabayla Dalaman’dan Sarsala Koyu’na gelip 1,5 saatlik bir yürüyüşün ardından Gökgemile Koyu’na ulaşmak da mümkün. Yarımadanın kıyılarında Gökgemile dışında Göben, Çamlı, Merdivenli ve Ağalimanı gibi koylar yer alıyor. Kıstaktan başlayan ve Gökgemile sahilinden devam eden antik yol yarımadanın derinliklerine kadar uzanıyor. Kapıarası ve Gölcük mahalleleri, Lykia ülkesinin küçük kentlerinden Lidai’nin kalıntıları ve Kurtoğlu Burnu’ndaki Peksimet Adası günübirlik yürüyüşlerle gezilebilecek yerler arasında. Özellikle Lidai harabelerinin yayıldığı tepe, tüm Fethiye Körfezi’ne hakim bir konumda. Çadırda kalmayı tercih edenler için Hamam Koyu’nda kamping alanları mevcut. Otel konforunu arayanlar Dalaman, Fethiye ya da Göcek’te konaklayabilirler.

KÖMÜR LİMANI

Dalış meraklılarının sevdası Kömür Limanı, Saros Körfezi’ne bakan doğal küçük bir koy. Gelibolu-Eceabat yolunun hemen başlangıcındaki Fındıklı tabelası izlenerek varılıyor bu dünya güzeli coğrafyaya.

Gelibolu Yarımadası’nı saran orman yeşiliyle kuşatılmış asfalt yol, 12 kilometrenin ardından önce Fındıklı köyüne varıyor. Sonrasında yaklaşık altı kilometre boyunca orman içinde devam eden güzergâh Kömür Limanı’na kavuşuyor.

Lodosta denizden karaya, poyrazda ise karadan denize doğru esen rüzgârlarıyla tertemiz bir denizi var Saros Körfezi’nin. Bu doğal çevrimle sürekli berrak kalabilen Saros, dünyanın kendini temizleyen ender denizlerinden biri. İşte sırf bu nedenle en çok dalış tutkunlarının ilgi odağı olmuş bölge.

Özellikle hafta sonlarında, İstanbul ve Çanakkale gibi yakın yerlerden dalış okulları eğitim için Kömür Limanı’na geliyor. Denizinin içinde 150 metre uzanan duvar var. Bu duvar boyunca birçok deniz canlısı görebilmek mümkün.

GELİBOLU, ÇANAKKALE, KÖMÜR LİMANI , FOTOĞRAF: EMRE ERMİN  – KAYNAK : ATLAS DERGİSİ

Sualtı fotoğrafçılığına da imkân tanıyan denizde mercan, karagöz, yunus ve ayıbalığı ile karşılaşma şansını yakalayabilirsiniz. Koyun bitiminde başlayan kayalık coğrafya, hem olta avcılığı hem de dalış için elverişli.

Kömür sahilinde herhangi bir tesis bulunmuyor. Koyda çadır kurmak ya da Gelibolu’daki otellerde konaklayıp koya günübirlik geziler düzenlemek mümkün. Dağlardan gelen bir kaynak suyu da koyda denize karışıyor. Liman aynı zamanda balıkçı teknelerinin de sığınağı.

Eskiden teknelerle kömür taşındığı için Kömür Limanı adı verilen sahilin biraz ilerisinde Çınarlı Koyu yer alıyor. Gelibolu’ya 22 kilometre mesafedeki bu koya, Değirmendüzü köyünden asfalt yolla veya Kömür Limanı’ndan teknelerle ulaşılabilir.

Sadece dalış sporlarına meraklı olanların değil, büyük kentlerden ve modern hayattan biraz olsun uzaklaşmak isteyenlerin de sakin ve güzel bir tatil yapabileceği eşsiz bir cennet Kömür Limanı.

VALLA KANYONU

PINARLIBAŞI, CİDE, KASTAMONU, MURATBAŞI KÖYÜ, VALLA KANYONU , FOTOĞRAF: CÜNEYT OĞUZTÜZÜN

Kastamonu’nun Pınarbaşı ile Cide ilçeleri arasında uzanan Valla Kanyonu, Devrekani Çayı’nın yarattığı bir doğa mucizesi. Pınarbaşı merkezine 26 kilometre uzaklıktaki Muratbaşı köyü sınırlarından başlayıp yaklaşık 12 kilometre boyunca güneş ışıklarından uzaklaşan bu derin vadi, Cide’nin Hamitli köyü Gömeren Mahallesi’nde tekrar gökyüzüyle buluşuyor. Muratbaşı mevkiinde Kanlıçay’ın da kendisine katılmasıyla birlikte daha bir deli akıyor Devrekani Çayı. Bazen düden olup yeraltına giriyor, bazen de kabına sığmayıp taşıyor vadi yatağından Karadeniz’e kavuşana dek.

Kanyon yatağının kimi zaman 800 ila 1200 metrelere ulaşan sarp duvarlarla çevrelendiği bazı bölümlerine gün ışığı ulaşamıyor. Sabah saatlerinde Karadeniz yönünden gelen sisin sıkıca sardığı kanyon, ancak güneşin yükselmesiyle aydınlanıyor. İki çayın beyaz köpükler saçarak girdiği bu ıslak koridor, şelaleler, girdaplar ve göletlerle çoğu yerde geçit vermiyor. Bu nedenle Valla Kanyonu yalnızca teknik ekipman kullanan profesyonel grupların geçişine uygun. Yürüyüş meraklıları için, acenteler başlangıç ve bitiş noktalarında yerel rehberler eşliğinde kısa turlar düzenliyor. Valla çevresi, tropikal ormanlarla yarışacak zengin bir bitki örtüsüne sahip. Özellikle köylülerin tahta kaşık yapımında kullandığı şimşir ağacı bölgede çok yaygın yetişiyor. Bu yoğun bitki örtüsü, türlü yaban hayatını barındıran bir sığınak aynı zamanda.


PINARLIBAŞI, CİDE, KASTAMONU, MURATBAŞI KÖYÜ, VALLA KANYONU , FOTOĞRAF: CÜNEYT OĞUZTÜZÜN – KAYNAK: ATLAS DERGİSİ
Kanyonun en iyi seyir noktası, Muratbaşı köyündeki Bakacak Tepe. Kastamonu Valiliği’nin yaptırdığı tahta platformlarla sarp yamaçlara çıkılarak kanyonun girişi ve karşıdaki köyler seyredilebilir. Pınarbaşı-Gereköy- Hamitli-Cide orman yolu, kanyon manzaralı bir cip safari güzergâhı. Çevredeki köylerin tipik Karadeniz Bölgesi özelliklerini taşıyan yerel kıyafetleri fotoğraf meraklıları için kaçırılmaması gereken ayrıntılar arasında. Ayrıca Pınarbaşı’na 8 kilometre mesafedeki Horma Kanyonu ve Ilıca Şelalesi’ni ziyaret edebilirsiniz.

YÖRÜK KÖYÜ

Bazı yerleşimler vardır, sokaklarına girdiğiniz andan itibaren geçmiş yıllara dönersiniz. Eskinin özlem dolu kokusu duyulur köşe başlarında. Her yapı bir müze gibidir, anlatacak bir şeyleri vardır mutlaka. 750 yıllık geçmişiyle Yörük köyü de tarihin canlı tanıklarından biri. Osmanlı döneminde Karakeçili göçerlerin kurduğu bir Türkmen köyü olan Yörük, zamanında kültürel ve ekonomik olarak gelişkin merkezlerden biriymiş.

Karabük ilinin Safranbolu ilçe merkezine 20 kilometre mesafedeki yerleşim, tarihi değerleri bozulmadan bugüne taşıyan ender mekânlardan biri. Köydeki en eski ev (Onbaşıgil Evi) 450, en yenisi ise 90 yıllık. Gençler iş kaygısıyla göç etmeye başlayınca köyde genellikle yaşlılar kalmış. Birbirleriyle dayanışma halinde olan Yörüklüler “Yörük Köyü Kültür Mirasını Koruma Tanıtma ve Dayanışma Vakfı”nı kurmuşlar. Özgün biçimlerini hâlâ koruyan evleriyle bir açık hava müzesi konumunda Yörük köyü. Bölge 1997 yılında Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun kararıyla sit alanı ilan edilmiş ve evler tek tek tescillenmiş. Bütün bu çabalar meyvesini vermeye başlamış ve köy, Safranbolu turizmine en fazla katkıyı sağlayan yer konumunda bugün.

SAFRANBOLU, KARABÜK, YÖRÜKKÖYÜ , FOTOĞRAF: İRFAN UNUTMAZ – KAYNAK: ATLAS DERGİSİ

Hemen hepsi bahçeli olan evlerin alt katları ahır ve kiler, üst katları ise yaşam alanı olarak kullanılıyor. İki veya üç katlı inşa edilen evler aşıboyası ile renklendirilmiş. Kafesli pencereler, tavan oymaları, iç ve dış mekânlarda bulunan eskiyazı ve süslemeler dikkat çekiyor. Sipahioğlu, Muratoğlu, Cebecioğlu ve Kaymakçıoğlu konakları, bu yapılar arasında öne çıkanlar. Değişik biçimlerdeki kapı tokmakları ve sokaklardaki çeşmeler görülmesi gereken diğer ayrıntılar arasında. Yörük köylüleri hem bir ata geleneği olarak, hem de uğur saydıkları için evlerinin çatı köşelerine geyik boynuzları asıyorlar. Parke taşlı sokakları gezerken rüzgârda sallanan kocaman boynuzları görürseniz sakın şaşırmayın.

TOHMA VADİSİ

Fırat havzasının önemli akarsularından biri olan Tohma, geçtiği her yere hayat veriyor, dokunduğu ovaları, tarlaları yeşertip bereket getiriyor. Sivas il sınırlarında iki ayrı noktadan başlayan Tohma Çayı, Malatya ili Darende ilçesini geçerken, Fırat Nehri’ne kavuşmadan önce dar bir kanyon halini alıyor. Suların, ağaçların ve kayaların birlikteliğinden muhteşem bir doğa görüntüsü ortaya çıkıyor Tohma Kanyonu’nda.

Darende içindeki Somuncu Baba Külliyesi ile Köprügözü Köprüsü arasına konumlanan kanyonun uzunluğu yaklaşık 20 kilometre. Yamaçlarından duru suların süzüldüğü vadide, rafting ve yürüyüş yapılabiliyor.

Kanyonun bir başka doğal güzelliği de Kudret Hamamı. Kayaların arasından gürül gürül akan suların bir havuz oluşturduğu bölgeye, yöredekiler “Gavur Hamamı” adını vermiş. Yaz-kış su sıcaklığı 20 derece civarında olan havuzda soyunma kabinleri mevcut.

DARENDE, MALATYA, SOMUNCU BABA ZAVİYESİ , FOTOĞRAF: ERDAL YAZICI – KAYNAK: ATLAS DERGİSİ

Kanyonun çıkış noktasında bulunan Somuncu Baba Camii ve önündeki balıklı havuz Tohma’ya kutsal bir hava katıyor. Halk tarafından Somuncu Baba olarak anılan Horasan erenlerinden Şeyh Hamid-i Veli adına 14. yüzyılda yapılan caminin havuzundaki balıklar, tıpkı Urfa Balıklıgöl’deki gibi kutsal sayılıyor.Tohma Çayı’nın gözelerinden bir kanalla havuza gelen balıklara dokunulmuyor. Anadolu’nun tüm kentlerini dolaşan Somuncu Baba, bilgeliğini halkla paylaşarak yaşayıp sonunda Darende’ye yerleşmiş. Sırtını Tohma Kanyonu’nun kayalıklarına dayayan cami avlusunda bir de müze yer alıyor. Müzede Bizans ve Hitit dönemine ait eserler görülebilir.

Malatya’ya 107 kilometre uzaklıktaki Darende, eski evleri ve konaklarıyla geçmişi koruyarak yaşatan bir yer. Tohma Çayı üzerindeki tarihi Taşköprü, Kavlak ve Nadir köprüleri, Yeniköy mevkiinde Hititlerden kalma Aslantaşlar, Günpınar köyünde üç kademeden akan 37 metrelik şelale ilçenin diğer turistik zenginlikleri arasında.

AKBÜK KOYU

Ege’nin Akdeniz’le buluşmadan önce oluşturduğu Türkiye’nin en güzel körfezlerinden biri Gökova. Körfezin kuzey kıyıları güney kıyılarına nazaran daha az girintili çıkıntılı. Kuzey tarafındaki az sayıdaki koyun arasında en derin ve en genişi, Muğla’nın Yerkesik Belediyesi sınırları içindeki Akbük’tür. Özel çevre koruma bölgesi kapsamında olan koy, yapılaşmaya izin verilmemesinden dolayı bakirliğini koruyan ender yerlerden. Korunaklı yapısından dolayı mavi yolculuk tur teknelerinin ve yatların vazgeçilmez duraklarından biri olan koyda küçük bir iskele, kamping ve birkaç lokanta bulunuyor sadece.

Sırtını bin metrelik Kıran Dağı’na yaslayan Akbük, Ören ile Akyaka arasında konumlanıyor. Çevresi yemyeşil çam ormanlarıyla kaplı sahilin hemen arkasında Sakar Dağı’ndan gelen suların meydana getirdiği küçük bir göl var. Sazlıklarla kaplı göl, bir azmak vasıtasıyla yeraltından denize karışıyor.

MİLAS, MUĞLA, AKBÜK KOYU , FOTOĞRAF: HÜSEYİN ÜRKMEZ

Belki de bu nedenle denizi daha sakin ve temiz Akbük’ün. Doğanın türlü güzelliklerinin kucaklaştığı yarımay biçimindeki sahili ise çakıl taşlarıyla kaplı. Akbük’ün güneyinde, bir yarımada şeklindeki burnun çevresinde irili ufaklı koylar toplanmış. Bembeyaz kumlarla örtülmüş bu berrak koylara yüzerek veya yürüyerek gidilebilir.

Muğla il merkezine 48 kilometre mesafedeki Akbük’e, Yerkesik üzerinden asfalt bir yolla ulaşılıyor. Akyaka’dan sahil boyunca gelen, çam ve zeytin ağaçlarıyla kaplı 25 kilometrelik toprak yol ile Ören’den tepeleri aşan 20 kilometrelik asfalt yol koya ulaşmak için iki farklı seçenek. Kuzey rüzgârlarına ve lodosa kapalı bu sakin koyda dinlenmeye gelenler, Ören’deki Karia kenti Keramos kalıntılarını gezebilir ya da Kocadağ pistinden yamaç paraşütüyle havalanarak göklerden Gökova ve Akbük’ü seyredebilirler. Konaklama için Akbük-Ören yolu üzerindeki kampingler ya da Akyaka’daki pansiyonlar tercih edilebilir.